Gazete Ege

İçtimai mesuliyet

  • 15 Ocak 2018, 11:00

İlk ne zaman başladı bilmiyorum ama bir gün bir yerde başladı…

“Ama senin tavrın çok sert, öğretmen gibi (!) davranıyorsun. Bu insanları sıkıyor” eleştirisini almam.

Bir gün beni ve bu “çirkin” huyumu keşfedenlere bu konuda birkaç şey yazmak istiyorum… Çünkü bazılarınız için güle yüzlü iken bazılarınız için çekilmez olabildiğimin ben de farkındayım…

Öncelikle evde bugün birilerine ters davranayım diye ayna karşısında çalışmıyorum elbette her hareketin bir sebebi ve nedeni vardır.

Mesela sorumluluk duygusu…

Ve bu sadece benim hikâyem değil birçok kadının hikâyesi…

“SORUMLULUK DUYGUSU” bazen insanın işini kolaylaştıran bazen de istemediği şeyleri boku bokuna yaptıran bir duygudur. Başta başkaları tarafından takdirle alkışlanan ama süreç içerisinde o başkalarına kendilerinde ki eksiklikleri anımsattığı için itici bulunan, kişiyi sevimsiz kılan ama bir yandan da yapacak başka salak ortaya çıkmadığı sürece türlü angaryanın yüklenebileceği insanların duygusudur. Benim sorunum burada başlar…

İşte ben tam bu hikâyedeki “sorumluluk sahibi salağımdır”

Hikâye şöyle başlar…

“Bak; artık kardeşin var. Biraz daha dikkatli ol ona da göz kulak ol!” Önce kardeşin senden rahatsız olmaya başlar doğal olarak… Sonra evde verilen bunca sorumluluk ruhuna yerleştiği için artık karar verebildiğinde “dur” derler “Küçüksün sen daha “ … Hem fikir sorulup hem de fikir beyan ettiğinde ukalalıkla suçlanabilirsin mesela… Ev okula taşar elbette…

Okulda grup çalışması yapılır… Adettendir ya birileri yapmaz, saatinde gelmez, öbürü işi sallar… Bir şeyleri unutur… Sen ruhunda acayip bir rahatsızlık duygusu ile önce herkesin üstüne düşeni yapmasını beklersin ve sonra bakarsın birileri işi savsaklıyor… Hadi arkadaşlar dersin… Not alacaz ya dersin… Çalışsak ya dersin… Üç hadi, beş lütfenden sonra ödevi tamamlar herkesin eline okuyacağı kısmı verirsin, resimleri çizersin… Notu alırsınız sonra biri çıkar “bu Emine’de hepimize hükmetmeye çalışıyor” der…

Süreç ortaokul, lise, üniversite devam eder… Kocanın yapmadığı her şeyi yaptığın için kocanın erkek egosu zedelenir… Karı koca kalmak için yapıp birde, “ne de güzel yaptın, pek de güzel yaptın dersin”. O kadar ikna edici olursun ki, bir gün karşına geçer “Ben neler yaptım görmüyor musun der”. Ve hatta yıllar sonra o hala üzerine düşen kısmı yapmıyorken sana “kaç yaşına geldin boş ver, herkesin ne yaptığınla uğraşma, hayatını yaşa” der. Ne kolaydır demek bunu, senin yapman gerekenleri de yapmak zorunda kalan bir insana…

Evlat kısmında iş daha da tehlikelidir. Psikoloji, sosyoloji, tüm bilim âlemi, doktoru, komşusu sana çocuğunu özgür ruhlu ve bilinçli yetiştirmek için bırakacaksın o yapacak der… Konu derin velhasılı… Ama orada en azından gönüllük esastır…

Kişisel gelişim programları “bırakınız yapsınlar” der durur… Herkes kendi sorumluluğunu bilecek der… Aklına gelir altı ay boyunca duvara kendin asmamak için kocanla o farkında bile değilken inatlaştığın raf… Ve matkap kullanmayı öğrenmene vesile olduğu için eski eşe teşekkür edersin… Netice de sayesinde evinin her türlü işini yapabiliyorsundur artık…

İş hayatı keza… Mesela birlikte çalıştığın zengin kocalı patroncuk hanım gezmek için işi sırtına yıkar, sonra eleman seni dinliyor, sana saygı duyuyor diye sana kıl olur… Bilirsin ki çoğu kez küçük insanların büyük dünyasında yaşamaktasındır…

Bana sorsanız hayatta ki rolün ne diye…

“EL ALMAZ” oynamak derim…

Bilir misiniz KİNG oynamayı… Bir turun adı “el almaz” dır. O turda ortaya atılan kâğıdı alamayacak onun altında kalacak daha küçük kâğıt atarsınız. Yani sonuçta kazanmak için başarı başkalarının kazanmasını sağlamaktan geçer…

Yani benden istenen şudur çoğunlukla… “sen yine yap ama biz yapıyormuşuz gibi hissedelim” . Ve “sen yap ama bize bu hissettirme”. “sen yap ama altına ben imza atayım” “sen yap ama kimse bilmesin” “sen yap ama beni onure et” “sen yap ama sakın bana ben yaptım deme” . Ve hatta “sen yap ama biz yapmadığımızda, yaptığını sahiplendiğimizde hatta hem yapmanı isteyip hem de sana engel olduğumuzda, bununla da yetinmeyip senin hakkında dedikodu yaptığımızda, seni karaladığımızda, zorladığımızda hatta ve hatta hakaret ettiğimizde de bunu bil, bilmiyormuşsun gibi de yap… Güler yüzlü ve sevecen davran… Çünkü biz senin hakkında gizli gizli dedikodu yaparken hep gülümsüyoruz… Çok tatlı yapıyoruz bunu derler adeta… Ama ben oyunbozanım işte. Elde değil. İplerimden oynamıyorum…

Bunları duyduğunda, bildiğinde insan psikolojisi işte, haliyle sakin kalamıyor… Ama elbette haksızım çünkü dünyanın en büyük yanlışını yapıyorum… Aslında göreviniz olan bir şeyi yapmadığınızda hatırlatıyorum. Hatta eksiğinizi tamamlıyorum. Bu hatırlatanı egosu yüksek, hırslı, sert, ters, sevimsiz yapar… Dimi? Yoksa sizi sorumsuz ve kibirli yapmaz…

Kocaman bir nefes alıyorum şimdi…

Sonra…

Hangi hormon ya da organ tarafından salgılandığını öğrenip sorumluluk duygumun, anasının bacısının hal hatırını sormak istiyorum. Ülser, gastrit gibi bilumum mide rahatsızlıklarıyla beraber baş ağrısı, uykusuzluk, stres gibi psikolojik etkileri de olan bu duyguyu bende istemiyorum ey ahali…

Ama ben yaptığım için siz yapmıyor, yapamıyor değilsiniz… SİZ YAPMADIĞINIZ İÇİN BEN YAPIYORUM…

Şöyle ifade edeyim sorumluluk duygusu benim için AHLAK’a eşit bir duygudur.

Hep görevimi, hem birçok şeyi yapıp bir de üstüne özür dilemekten yoruldum sanırım…

Hissettiğim durumu tam olarak şöyle anlatayım;

Minibüstesinizdir… Seyir halinde iken biri dışarıdan el eder, ne hikmetse kimse görmez. Siz görür durdurursunuz ama o insan minibüse binince önce size bir kaçıl der… Şoförü durdurduğunuz için salak sayarsınız kendinizi. Sonra insanlar el edenleri neden görmemezlikten geliyor anlarsınız. Ama anladıklarınıza da daha çok kızarsınız…

Yani ben ters ve kızgın değilim; bir ihtimal bu tavrımı gören insanlar gerçekten buna neden olacak bir takım hareketleri yüzüme ya da arkamdan yapıyor, birileri de bunları iletiyor malum dedikodu sesten hızlı yol alabiliyor…

Ya da öğretmen gibi davranmıyorum; bir ihtimal siz dersinize çalışmadığınız için sonucu beni de etkileyecek hataları önlemek için habire önlem alıyorum…

Ha ama şimdi bunu yazdıktan sonra sizde ya da ben de bir şey değişir mi?

HAYIR…

Yanı başımda duran ve beni sorumsuzluğun “BANA NE BUNDAN” rahatlığa davet eden her şeye rağmen, “üstelik öyle bir göz kırpıyor ki” bu yorgunlukta bilemezsiniz, üstünüze yapışmışsa bu sorumluluk duygusu sonuna kadar gideceksiniz bilirsiniz… Yani benim daha çok başım ağrır, siz de daha çok neden bu kadar gerildiğimi anlamadan yargılarsınız…

NOT: Kendilerinden “İÇTİMAİ MESULİYET” dersi aldığım arkadaşların, akrabaların ve tüm akıl verenlerimin önce bu cümleyi anlamasını umuyorum ben mesela…

YAZARIN SON YAZILARI
Buca’dan bir ilk daha - 21 Temmuz 2018
Eğlenerek veda ettiler - 21 Temmuz 2018
Çilli ve zilli - 21 Temmuz 2018
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

mecidiyekoy escort

Diyarbakır escort bayan