Gazete Ege

Bazı günler kutlanır..

Ailemle yaşadığım hani şu özlemle hatırladığım çocukluk günlerinde bizim evimizde “yılbaşı gecesi” pek güzel olurdu… Bir kere çok değişik gelirdi yapılan yemekler, yakın arkadaş, yakın akraba birilerine gidilirdi ya da onlar bize gelirdi… Televizyonsuzlarını da hatırladığım için saat kaç denilirdi habire öyle… Radyo başında… Sonra Televizyon başında… Zeki Müren demekti biraz da yılbaşı… Sonra Nesrin Topkapı demek oldu… Bir yılbaşı gecesi muhterem paşam bir beyazlı kızla yeni yılın ilk dansını yaptığı için kız meşhur olmuştu…
Tavuk yapılırdı mesela herkes hindi alamazdı… Ama tavuklar böyle değildi… Suyundan pilavı, çorbası yapılırdı… Lezzetli, kocaman ve bereketliydi… Normal günde bile yemek demek önden çorba, bir çeşit zeytinyağlı, bir etli yemek ve bir hamur işinden oluşurken yılbaşında sofra daha da şenlenirdi… Yaprak sarması olurdu illaki… Rus salatası o tarihlerde çok modern birşeydi… Mayonezi evde yapılırdı… Hemde mikserler yokken kesilmeden çatalla… Anneler her şeyi yapabilirdi… Evde mayonez, turşu, reçel, salça, sirke, tarhana, erişte.. Yapabilen yapamayana verirdi zaten… Bizimki modern bir anneydi… Çok güzel pastalar yapardı… Misafir ağırlarken klasik ikramlardan farklı şeyler hazırlardı… Bilmez ama çok gurur duyardım…
Halamlar, Hikmet amcamlar, İzmir’e yerleştikten sonra dayımlar… Tabii kuzenler… aile işte… Biz küslüklerle, aile çatışmalarıyla büyümedik… Arada sırada gerilim olduğunda herkes kendi üzerine düşeni yaptı birlik bozulmadı… Gönüller tamir olmayacak şekilde kırılmadı… Bizim ailemiz bizi hiç evde bırakıp balolara filan gitmedi… Zaten öyle bir yaşantımız yoktu… İsteselerdi olurdu ama ikisi de aile olmayı evde olmayı severlerdi… Babam işi bittiğinde evinde olurdu… Yılbaşı günü bile son dakikaya kadar çalışırdı… İşini kendi açan ve kendi kapatan patrondu… En önce o girer büroya en son o çıkardı… Biriyle çalışırken de patron iken de… İki halde de aynı adamdı… İki halde de annem eve katkı olsun diye dikiş dikti… İki durumda da mütevazi yaşandı… Hiçbirşeyi abartmayı sevmezlerdi… Mutluluğu da, acıyı da… Babamın ailesi geniş olduğu için, ailenin büyükleri çok olduğu için ölümlerde, düğünlerde ve bayramlarda herkesi görürdün…
Yılbaşında tombala oynardık ama kafamıza acayip şapkalar filan takmazdık, yılbaşı ağacımız yoktu… Annemin arkadaşı Tülin Teyzenin kocası Amerika’lıydı… ( o zaman bu ne acayip ve havalı bir şeydi) Noel ve yılbaşı ağacı onda olurdu ( ağaçtı gerçekten, plastik değil )… Sonraları yani 80 sonrası ülkede her şey bulunmaya başladığında giderek daha ucuzlayarak her yerde plastik ağaçlar süsler satılmaya başladı…
İlk ağaç aldığımda Poyraz 4-5 yaşında idi… O istemişti… Anaokulunda, televizyonda bir yerlerde görmüştü… Büyük bir keyifle ağacımızı süslemiştik… Tabi şimdi ki gibi havalı süsler yoktu yine de…
Babamız gece hayatında çalıştığı için 16 yıl içerisinde sadece iki kez karı- koca, yalnızca bir kez ailece kutladık yılbaşını biz… Ama bir gece öncesi ya da sonrası evde ya da kayınvalidem de mutlaka ailece yemek yedik… Biz ana oğul her daim anamın evinde kutlayıp erkenden evimize döndük uykuya yattık… Azaldık yalnızlaştık ama hep kutladık… Ne iştir ki hayatıma hep “ben yılbaşı kutlamam” diyen abiler girdi… Onlar zaten yaşgünü, bayram filan da kutlamazlardı zaten…. Bunlar hep yanlış seçim işte 🙂 Çünkü ben kutlamaların hepsini severim…

Ama hep kutladık… Hep kutladım, hep de kutlayacağım… Tadımı ne onlar kaçırabildi ne de çember sakallılar kaçırabilir…

Biz hicri ve miladi takvim olduğunu bilen bir nesiliz… Müslüman olmakla, Hıristiyan olmak arasında ki farkı da öğrettiler bize… Ve dinlerinden dolayı insan sorgulamamayı da…
Allahın tek olduğunu da öğrettiler…
Ben hep hesaplardım insanların yaşlarını miladi olarak şu , hicri takvime göre bu diye… Sormuştum babama ilkokulda “peki Müslüman isek neden biz hicri takvim kullanmıyoruz” diye… Çünkü ticaret yapıyoruz, dünyaya uygun yaşamaya çalışıyoruz farklı bir takvim kullandığımızda bu zor olur demişti… Solcu bir adam için batılılaşma ya da doğululaşma aynı derece kendin olmamaktı elbette ama modern yaşama uymakta bir gereklilikti sanırım… Çoğrafyası bile doğu ile batının tam ortasında olan bir ülke; bana hep bir elimizle ( Marmara ) batıya tutunmuş bir Asya gibi gelirdi… Bu zenginliğin, bu kültür karmaşası ve kaosun sebebi budur belki de… Herkesin aidiyet hissiyatının farklı şekillenmesi bundandır.

Ben bayramları (dini ya da milli), yaş günlerini, ölüm ve doğum günlerini önemserim… Bir koca takvim yılını ardımda bırakmayı ve yeni yıla başlamayı önemserim… Hediyeleri, kutlamaları önemserim…

Bu saatten sonra oturup bu memleketin düzenini bozmak için her türlü yolu deneyenlerin buna da karışmasına izin verecek değilim… Noel kutlamıyoruz açıklamasını yapmanın bile abes olduğunu düşünüyorum… Nedir yani insanın hayatına kasteden, elinde bıçaklarla boğaz kesen yobaz kitlesi benden daha mı fazla Allahın kulu…

Biz yeni gelen yılı bu yılda kutluyoruz…

Yeni yıl bu ülkeye huzur ve birlik getirsin öncelikle… Yalanlardan, yalancılardan, kaostan beslenenlerden, dini kendi ticaretine alet edenlerden arınsın önce bu ülke… Biz halkız her şekilde yaşarız… Yaşadık kimler geldi, geçti… Biz yine yaşadık… Her gelen kendi kasasını doldurmak için bir şeyleri kullandı… Fakirleştik, hapsedildik, öldürüldük ama yaşadık… Yine yaşarız… Yaşıyoruz… Ömür dediğin sayılı gün, gelir geçer…

SULTAN SÜLEYMAN’A KALMADI
SANA DA KALMAZ BU DÜNYA…

Yeni yıldan dileğimi anlatabildim mi bilmiyorum <3

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

mecidiyekoy escort

Diyarbakır escort bayan